|
1.
İngilizlerin Kıbrıs’a olan “Sevdası”
ne zaman başladı, nereden kaynaklanıyor?
Sömürgeciliğinin ana sebebi sanayi için ham madde teminiydi. Yani ekonomikti. Ayrıca
din, askeri, siyasal sebeplerle de sömürgecilik yapılmaktaydı. İngiltere, sömürgeciliğe
16.yüzyılın ikinci yarısında başlamıştı. 19. yüzyılın ikinci yarısında ise dünyanın
en büyük ve en güçlü donanmasına sahip bir sömürge imparatorluğu kurmuştu. Bu imparatorluğun
en önemli sömürgeleri de Hindistan ve Uzakdoğu ile Afrika idi. 1869 yılında Süveyş
kanalının açılması, Hindistan yolunun emniyeti, Ortadoğu’nun öneminin artması, doğu
Akdeniz’in güvenliği gibi sebeplerle Kıbrıs’a sevdalandı.
1814 yılında J.M.Kinner isimli bir İngiliz memur, Kıbrıs’ı ziyaret ettikten sonra
Kıbrıs’ın İngiltere için önemini şöyle anlatıyordu. “Kıbrıs’a malik olmak, İngiltere’yi
Akdeniz’de üstün bir duruma yükseltecek ve ülkelerinin müstakbel kaderini tanzim
edici bir mevkie ulaştıracaktır. Mısır ve Suriye derhal İngiltere’ye tabi olacaklar
ve Küçük Asya’nın hareketlerini önleyici bir duruma ulaşılmış olunacaktır. Böylece,
Sultan daima kontrol altında bulundurulacak ve Rusya’nın bu bölgedeki tecavüzleri
önlemezse bile geciktirilmiş olacaktır. Kıbrıs’a malik olmak İngiltere’nin ticaretini
de kayda değer bir derecede artıracak, adanın zengin içkilerinin, ipeklerinin ve
diğer istihsal maddelerinin, Mısır’ın şeker ve pirincinin, Anadolu’nun tütün ve
pamuğunun tevzi hakkını İngiltere’ye bahşedecektir.”
İngiltere Başbakan’ı Benjamin Disraeli, “Kıbrıs Batı Asya’nın anahtarıdır” diyordu.
1847 yılında yayınladığı “Tancred” adlı kitabında Kıbrıs’ın İngiltere için stratejik
bakımından taşıdığı önemi uzun uzun anlattıktan sonra bir yerinde şöyle demiştir.
“İngilizlerin Kıbrıs’a ihtiyacı vardır ve burasını alacaklardır.”
İngiltere’nin o dönemdeki devlet ve fikir adamları da Kıbrıs’ın Hindistan yolunun
emniyeti bakımından sahip olduğu stratejik önemine vurgu yapan fikir ve düşüncelerini
açıklamışlar ve bu konuda makaleler yazmışlardı.
2.
Padişah 2.Abdülhamit döneminin
en önemli olayları nelerdir?
Padişah 2. Abdülhamit, 1842-1918 yılları arasında 33 yıl süreyle, 34 yaşında saltanat
süren 34. padişahtır. Bu dönemin başlıca olayları olarak 1.Meşrutiyetin ilanını,
93 Harbi diye anılan 1877-1878 Rus savaşını, 2.Meşrutiyeti ve 31 Mart olayını sayabiliriz.
3. 93 Harbinin ( 1877-1878 ) kısa özetini ve hitamındaki
Ayastefanos anlaşması ile Berlin Anlaşmasının özünde neler vardır?
Rusya’nın Balkan’larda ıslahat için verdiği tekliflerin 12 Nisan 1877 tarihinde
reddedilmesi üzerine savaş patlak verdi. Rus Kuvvetleri gerek Kafkas’larda gerek
Balkan’larda Osmanlıları bir dizi yenilgiye uğratarak doğuda Erzurum’a, batıda ise
Bulgaristan’ın tamamını ve Edirne’yi alarak Trakya’nın İstanbul surlarına kadarki
kısmını işgal ettiler. İstanbul surları dışında Ayastefanos’ta (Yeşilköy) karargâh
kuran Rus Kuvvetlerinin 3 Mart 1878 tarihinde dikte ettiği anlaşma ile 93 Harbi
sona erdi. Oldukça ağır şartlar içeren bu anlaşmaya, Rusların aşırı derecede güçlenmesinden
ve sıcak denizlere inmesinden kaygı duyan başta İngiltere olmak üzere diğer Avrupa
ülkeleri karşı çıktılar. 13 Temmuz 1878 tarihinde Berlin’de bir kongre toplamasına
karar verdiler. Rusya yeni bir savaşı göze alamadığından kongre toplanmasını kabul
etmek zorunda kaldı. Bu sırada İngiltere Osmanlı Devletine “Kıbrıs’ın kendisine üs
olarak verilmesi durumunda” toplanacak kongrede Osmanlı Devletini savunacağını
söyledi. Kongreye Osmanlı, Rusya, İngiltere, Fransa, Avusturya, Almanya ve İtalya
katıldılar. Bu kongreye İngilizlerin isteği üzerine Yunanistan da katıldı. Bu kongrede
Ayastefanos Anlaşması kaldırılarak yerine Berlin Anlaşmasını imzaladılar. Bu Anlaşma
ile Osmanlının dağılma süreci hızlanmış oldu. Ermeni meselesi ilk defa bir anlaşmada
yer almış oldu. Osmanlının Karlofça Anlaşmasından sonra en çok toprak kaybettiği
bir anlaşmadır. Ve bu anlaşma ile İngiltere de Osmanlı topraklarının parçalanmasına
katılmış oldu.
4. Osmanlı Devletinin imzalayıp da uygulamaya
konulmayan kaç anlaşması var?
İki anlaşma vardır. Biri Ayastefanos, biri de Sevr Anlaşmasıdır.
5. Berlin Kongresinden önce İngilizlerin üs isteği
yerine getirildi mi?
İngiliz Başbakanı Disraeli, Kraliçe Viktorya’ya gönderdiği 5 Mayıs 1878 tarihli
mektupta Kıbrıs ile ilgili niyet ve planını şöyle açıklamıştır. “Eğer Babıâli, Kıbrıs’ı
majestelerine verecek ve karşılığında Osmanlı İmparatorluğu’nun Asya’daki topraklarını
Rus istilasına karşı İngiltere’nin savunacağını taahhüt eden bir anlaşma yapacak
olursa, İngiltere’nin kudreti artacak ve majestelerinin Hindistan İmparatorluğu
da son derece kuvvetlenecektir… Kıbrıs Batı Aya’nın anahtarıdır.”
İngiltere Dışişleri Bakanı Sallsburg, bu konuda hazırladığı talimatı 16 Mayıs 1878
günü İstanbul elçisi Henry Layard’a gönderdi. Aldığı talimat gereği Layard 25 Mayıs
1878 günü Sadrazamlık makamına İngiltere’nin teklifini bildirerek “İttifak Anlaşması”nı
sunar. Anlaşma taslağı Padişah’a da sunulur. Hariciye Nazırının muhalefetine, İngiliz
elçisi “Eğer Osmanlı Devleti bu karara karşı çıkarsa, Berlin Kongresinde barış şartlarını
değiştirmeye İngiliz temsilcileri, çalışmayacağı gibi, İngiltere’nin Kıbrıs’ı istila
edeceği bilinmelidir” diye tehdit savurur. Baskılar günden güne artar ve sonunda
da Sadrazam ve Hariciye Nazırı anlaşma taslağını imzalarlar. Buna “Meclis-i Mahsus”
uygun diye karar verir. İki maddelik anlaşmanın sadeleştirilen metni aşağıdadır.
Madde : 1
Rusya Devleti; Batum, Ardahan, Kars
veya adı geçen yerlerden birini işgal altında tutup da ileride ne zaman olursa olsun,
kesin barış anlaşmasıyla tayin olunan Osmanlı Devleti’nin Asya topraklarından bir
kısmını ele geçirip istilaya başlayacak olursa, İngiltere Devleti bu toprakları
silahla korumak ve savunmak üzere Osmanlı Devleti ile birleşmeyi taahhüt eder. Buna
karşılık Padişah hazretleri de ülkesinde bulunan Hıristiyan ve diğer tebaanın iyi
idare ve korunmasıyla ilgili olarak ileride iki devlet arasında kararlaştırılacak
olan gerekli ıslahatı uygulayacağını İngiltere Devletine vaat eder. Bununla beraber,
adı geçen devleti bu taahhütlerinin yerine getirilmesi için lazım gelen vasıtaları
sağlayabilecek duruma getirebilmek amacıyla kendisine Kıbrıs Adası’nı tahsis etmeye
ve asker yerleştirerek adayı idare etmesine muvafakat eder.
Madde:2
İşbu sözleşme tasdik edilecek ve tasdik edilmiş nüshaları bir ay içinde veya mümkün
olduğu takdirde daha önce teati edilecektir. İki tarafın temsilcileri onaylarını
belirtmek üzere iş bu sözleşmeyi imza etmişler ve mühürlemişlerdir.
6. İngilizler, Berlin Kongresinde sözlerini tutup
Osmanlı’ya yardımcı oldular mı?
İngiltere, bu 2 maddelik anlaşmayla hem Kıbrıs’a fiilen yerleşiyor, hem de Anadolu’daki
Hıristiyan ve diğer tebaa üzerinde himaye hakkı elde ediyordu. Buna karşılık, Osmanlı
Devleti’ne gelecekte Asya’daki toprakları Ruslar tarafından işgal edilirse kâğıt
üzerinde İngiltere Osmanlıya yardım edecekti.
Bu, İngiliz siyaseti adına emsali görülmemiş çok büyük bir başarıdır. Gelecekte
olması muhtemel bir saldırıya karşı yardım sözü almak karşılığında, önceden Kıbrıs’ı
vermeyi ve ayrıca Anadolu’daki Hıristiyanlar üzerinde İngiltere’ye himaye kakı tanımayı
kabul eden bir anlaşmanın Osmanlı Hükümeti tarafından asla yapılmaması gerekirdi.
Bu anlaşma Osmanlı Devleti adına yüz karası teşkil eden bir durumdur.
Devlet adamı vasfından yoksun, ehliyetsiz, Avrupalı devletler karşısında aşağılık
duygusu taşıyan, aciz, sırf şahsi çıkarını korumak uğruna her zillete katlanan yöneticiler
devlet ve ülkeye hainlerden daha fazla zarar verirler.
İngiltere, bir yandan tehdit ve baskı uygulayarak Osmanlı ile anlaşma yaparken,
bir yandan da Rusya ile pazarlığa girişip çıkar bölüşmesi yapmış ve 30 Mayıs 1878
tarihinde gizli bir anlaşma yapmıştır.
Osmanlı Devleti, Kıbrıs’ı vermesine rağmen Berlin Kongresinde İngiltere’den umduğu
desteği bulamamıştır. Üstüne üstlük kongreye Yunanistan’ın da katılmasını sağlamış,
Osmanlı Devletinin başına yeni dertler açmıştır. Ayrıca, Kıbrıs’a yerleşmesine Fransa’nın
karşı çıkmaması için, Fransa’nın da Tunus’u alabileceğini, bunu destekleyeceğini
bildirmiştir. İngiliz dışişleri bakanı Sallsbury, Fransız meslektaşı Waddington’a
“Tunus’u almalısınız. Kartaca’yı barbarların elinde daha fazla bırakmayınız.”Diyerek
teşvik etmekten de geri kalmamıştır.
İngiltere özetle, Berlin Kongresinde Osmanlı Devletine karşı ikiyüzlü bir
politika izlemenin en ibret verici örneklerini sergilemiştir.
7. Padişah 2. Abdülhamit, 4 Haziran 1878 tarihli anlaşmayı hangi şartla onayladı?
“Hukuk-u şahaneme asla halel gelmemek şartıyla muahedeyi tasdik ederim” ibaresini
ilave ettikten sonra, 15 Temmuz 1878 günü imzalamıştır. Padişah ayrıca İngiliz elçisi
Layard’dan bu hususu teyit eden bir de belge almıştır.
“Haşmetlû Kraliçe Hazretlerinin sefiri, zat-ı Hazret-i Padişahının 15 Temmuz tarihli
ittifak-i tedafüi ahitnamesinin tasdikiyle murat buyurdukları veçhile hukuki şahanelerine
asla halel getirilmeye say edilmeyeceğini beyan eyler.” Abdülhamit bununla da yetinmemiş,
bu hususu teyit için İngiliz Kraliçesi Viktorya’ya da bir mektup yazarak Kıbrıs’ta
hukuki hükümranlığının devam ettiğini bildirmiştir.
8. Abdülhamit, bir ay geçmeden “Ek bir Anlaşma”
yapma gereğini neden duydu?
İngiltere’nin çok büyük baskısı ve tehdidi yüzünden 4 Haziran 1878 tarihinde imzalamak
zorunda kalınan “İttifak” anlaşmasının hiçbir faydasının olmadığı devam eden Berlin
Kongresi’nde görüldü. İngiltere’nin, anlaşmanın bir an önce onaylamasını istemesi
ve İngiliz Askerinin Kıbrıs’a çıkmasını sağlayacak fermanın verilmesi için baskı
yapması üzerine Osmanlı Hükümeti de buna karşı Kıbrıs üzerinde bazı haklar ve güvencelerin
anlaşmaya eklenmesinde ısrarcı oldu. Neticede İngiliz-Osmanlı İttifak Anlaşmasına
6 maddelik bir ek anlaşma konmuş ve 1 Temmuz 1878 günü taraflarca imzalanmıştır.
9. Ek Anlaşma ile neler eklendi?
·
Ada’da bir şer-iye mahkemesi
kurulacak ve bu mahkeme Müslüman halkın şeriata müteallik işlerine bakacaktır.
·
Adadaki camilere, okullara, mezarlıklara
ve diğer dini müesseselere ait mal, arazi ve bağışları idare etmek üzere İngiltere
tarafından tayin olunan bir İngiliz’le birlikte çalışmak amacıyla Osmanlı Evkaf
İdaresi de bir Müslüman mümessil tayin edecek.
·
İngiltere, masraflar çıktıktan
sonra kalan gelir fazlasını her sene Bab-ı Ali’ye ödeyecek ve bu fazla miktar son
beş yılın ortalaması üzerinden hesaplanacaktır. Bu da 22.936 mese ( 92.799 Sterlin,
11 Shilling ve 3 penny ) etmektedir.
·
Bab-ı Ali Kıbrıs’ta bulunan Osmanlı
tahtına ve Devleti’ne ait arazi ve sair mallarını ( Miri arazi ve Emlak-i Hümayun
) serbestçe satacak veya uzun müddetle kiralayabilecektir.
·
İngiliz hükümeti, yetkili memurlar
vasıtasıyla, umumi gelişme veya sair inkişaf maksatlarıyla gerekli arazi ve ekilmeyen
toprakları mecburi satışla veya münasip bir fiyatla zapt edebilir.
·
Eğer Rusya, Kars ve son muharebede
Ermenistan’da zapt etmiş olduğu diğer yerleri Osmanlı’ya iade edecek olursa Kıbrıs
adası İngiltere tarafından boşaltılacak ve 4 Haziran 1878 tarihli ittifak anlaşması
da hükümsüz bir hale gelecek.
10. Özünde “Kıbrıs” olan bu anlaşma ve eki uygulanabildi
mi?
Ek Anlaşmanın 6. maddesine göre Kıbrıs’ın yönetimi geçici olarak İngiltere’ye devredilmiştir.
Buradan da Osmanlı egemenliğinin devam ettiği anlamı çıkar. Yani, Rusya Anadolu’daki
Osmanlı topraklarını geri verdiği zaman, İngiltere’nin Kıbrıs’ı terk etmesi gerekir.
Bununla beraber bu hükümler fiilen değersiz ve kâğıt üzerinde kalmaya mahkûmdu.
Çünkü Ada’nın İngiliz yönetimine terk ve teslimiyle Osmanlı Egemenliği ortadan kalkıyordu.
Ek anlaşmanın imzalanmasına rağmen onaylanmadan Padişah fermanı verilmemesi üzerine
İngiliz Dışişleri Bakanı “Osmanlı Devleti ferman vermemeyi sürdürürse, İngiltere
Kıbrıs Adası’nın idaresini silah kullanarak ele alacağı” tehdidinden sonra Kıbrıs’ın
İngilizlere teslimine dair ferman 7 Temmuz 1878 günü imzalanarak verilmiştir.
Fermanı alan İngiliz
Dışişleri Bakanı Baring ve Padişahın görevlendirdiği Sami Paşa, 10 Temmuz 1878 günü
Kıbrıs’a varmışlar ve fermanı Kıbrıs mutasarrıfı Ahmet Paşa’ya vermişlerdi. 12 Temmuz
1878 günü yapılan törenle de ferman okunmuş, Türk Bayrağı indirilerek göndere İngiliz
Bayrağı çekilmiş ve fiilen Kıbrıs’ın idaresi Amiral John Hay’a teslim edilmiştir.
11. Tarih sırasına göre olaylar listelenirse
“Kıbrıs”ın nasıl kaybedildiği daha kolay anlaşılmaz mı?
31. 08. 1876 İkinci Abdülhamit Padişah ilan edildi. 34 yaşında, 34. Padişah oldu.
12. 04. 1878 Osmanlı-Rus Savaşı patlak verdi. (93 Harbi)
03. 03. 1878 Osmanlı-Rusya arasında Ayastefanos Anlaşması yapıldı.
02. 05. 1878 İstanbul İng. Elçisi Layard “Malta’dan daha yakın Kıbrıs var”
05. 05. 1878 İng. Başbakanı Disraeli, Kıbrıs niyet ve planını Viktorya’ya sundu.
25. 05. 1878 İngiltere, Elçisi kanalı ile İngiltere-Osmanlı ittifak anlaşması teklifini
Padişah’a sundu.
30. 05. 1878 İngiltere ile Rusya, Osmanlı toprağı ile ilgili bir gizli paylaşım
anlaşması imzaladılar.
04. 06. 1878 Osmanlı-İngiltere İttifak Anlaşması imzalandı.
13. 06. 1878 Osmanlı’nın heyecanla beklediği ve İngiltere’nin yardım edeceğini vaat
ettiği kongre Berlin’de toplandı.
01. 07. 1878 Berlin Kongresi devam ederken Osm.-İng. İttifak Anlaşması’na ek olacak
6 maddelik bir “Ek Anlaşma” imzalandı.
07. 07. 1878 İng. Dışişleri Bakanının tehditleri sonucu “Kıbrıs’ın teslimine dair
ferman” imzalanarak verildi.
12. 07. 1878 Lefkoşa’da ferman okunarak devir teslim yapıldı ve gönderden Türk Bayrağı
indirildi.
13. 07. 1878 Berlin Anlaşması imzalandı.
15. 07. 1878 Osm.-İng. İttifak Anlaşması, Padişah tarafından “Hukuk-u Şahaneme asla
halel gelmemek şartı ile” not düşülerek onaylandı.
05. 11. 1914 Osmanlı’nın, Almanya’nın yanında yer almasını bahane ederek Osmanlı
ile yapmış olduğu anlaşmaları tek taraflı olarak fesih ettiğini ve Ada’yı da ilhak
ettiğini dünyaya ilan etti.
24. 11. 1923 Lozan Anlaşması imzalandı. Bu anlaşmanın 20. Maddesi şu şekildedir.
“Türkiye, Britanya Hükümeti tarafından 05 Kasım 1914 de ilan olunan ilhakını tanıdığını
beyan eder.
12. Sömürgecilik nedir, nasıl yapılır?
Sömürgecilik, genellikle bir devletin bir başka devleti veya devletleri, milletleri,
toplulukları siyasi ve ekonomik olarak egemenliği altına alması olarak tarif edilir.
Avrupa’da Sanayi devrimi tamamlandıktan sonra “Hammadde ihtiyacından” kaynaklandığı
kabul edilir. Sömürgecilik başlangıçta ekonomik bir sebep olarak uygulamaya konuldu
ise de sonraları siyasi, askeri, dini, stratejik ve bunun gibi nedenlerle de yapılmaya
başlandı. Sömürgeci Devlet gittiği yerde öncelikle Bayrağını çeker, kolluk ve güvenlik
kuvvetlerini görevlendirir, kendi yasalarını yürürlüğe sokar ve ana dilini resmi
dil olarak kullanır. Para basar, dini, sosyal ve kültürel değerlere baskı uygular.
Kaynaklarına işgücüne ve pazarlarına el koyar…
13. İngiltere, Kıbrıs’ta neler yaptı?
1878 Yılında Kıbrıs, bir tek silah atılmadan, bir savaş olmadan Osmanlı Devleti
tarafından İngiliz yönetimine teslim edilmiştir. Bunu İngiliz diplomasisi, İngiltere’nin
teklif ettiği “Osmanlı-İngiltere İttifak Anlaşması”nı Osmanlı Hükümetine entrika,
baskı ve tehditle imzalatmak suretiyle başarmıştır.
İngiltere, Ada’yı teslim alır almaz sömürge kurallarını uygulamaya başladı. Özetlemek
gerekirse Kıbrıs 1878 tarihinden itibaren fiilen bir İngiliz sömürgesi oldu. Osmanlı
istediği kadar “Bu Ada benimdi, İngiltere Birinci Dünya Savaşını bahane ederek ilhak
etti” desin, “Lozan’a kadar hukuken Türkiye’nin bir parçası olduğu Uluslar arası
hukukçular tarafından da kabul edilmiştir desin. Sonucu değiştirecek gerçekler olmadığı
gün gibi aşikârdır.
Bana, Avustralya’da Kıbrıs Türklerinden Hasan Berke (Cin) tarafından verilen 3 adet
madeni para bendedir. 1928 tarihli gümüş para için “standart catalog of world coins”kataloğunun
18. baskısında şöyle bir ibare vardır. “50 th Anniversary of British Rule”. Bu gümüş
hatıra paranın yazılı yüzüne ait resim ek’te sunulmuştur.
14. Kıbrıs, İngiltere’ye kiralandı mı yoksa saltanat
uğruna satıldı mı?
Kanaatimce, 70000 şehidin kanıyla sulanan ve stratejik bakımdan çok önemli bir vatan
toprağı olan Kıbrıs Ada’sının böyle diplomatik bir anlaşmayla terk ve teslim edilmesi
olayı, Türk tarihinde benzeri görülmemiş, korkunç bir gaflet ve zillettir. Hele
hele tarih kitaplarındaki “Kıbrıs, İngiltere’ye kiralanmıştı” masalını artık duymayacağımızı
ümit ederek tarihe bir not da ben düşmüş olayım…
15. Tarihten ders alındığına inanıyor musunuz?
Kıbrıs Türkleri, bir asra yakın sürede İngiliz egemenliği
altında, ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmesine rağmen “Türklük” ve “Bağımsızlık”
mücadelesinden hiç vazgeçmediler. Bu Direnişlerini 1974 yılında Anavatan Türkiye
ile beraber zafere dönüştürerek Devletlerini kurdular. Bugünkü bu noktadan bir adım
geri atmak korkunç bir gaflet olur. AB ve ABD isteklerini karşılamak için verilecek
her türlü taviz, gaflet ve zilletten de öte ihanet olur… |