|
Bugün TMT’nin kuruluş yıldönümünü anmak için çeşitli etkinlikler
düzenlenecek… Kıbrıs Türk tarihindeki en büyük ve en önemli örgütlenmeyle ilgili
görüşlerimi bugün bir kez daha köşeme taşımak ihtiyacındayım…
Demokrasinin söz ve düşünce özgürlüklerinden yararlanmaya başlamamızdan sonra, kısa
adı TMT olan TÜRK MUKAVEMET TEŞKİLATI kimi kişilerin ve çevrelerin adeta diline
düştü. Tabuların üstüne yürüme heyecanının dayanılmaz hafifliği içinde bu konuda
kimlerin ne tür yorumlar ürettiğine kaç zamandır tanık oluyoruz. O dönemi bilenler
de, bilmeyenler de konuşuyor. Önyargılı olanlar da, dürüstler de, özel amaçlar taşıyanlar
da, gerçekleri çarpıtmaktan keyif alanlar da var yığınla yorum üretenler arasında…
Yani "Ağzı olan konuşuyor" desem yeridir...
Bu konudaki en sağlıklı öneriyi geçmiş yıllarda Arif Hasan Tahsin’in
yaptığını anımsıyorum. Kendisi de TMT'nin üst düzeylerinde görevler almış eski teşkilatçılardandır.
Önemli olayların tanığıdır. Önerisi şuydu Arif Hoca’nın: Hayattaki TMT'cilerle TMT
hakkında bilgi sahibi olanlar bir kameranın önüne alınıp konuşturulsunlar. Herkes
bildiğini söylesin. Banda kaydedilenler onların ölümlerinden sonra topluma sunulsun.
Zaten onların içinde artık hayatta olan kaç kişi kaldı!.. Konuşmayı göze alanlar
hiç konuşmamayı da içeren o ünlü TMT andına boş versinler ve bildiklerini aynen
söylesinler… Tarihimizin doğru yazılabilmesi adına…
Arif Hoca bu öneriyi TMT ile ilgili iddialarda yakaladığı kimi çelişkiler üzerine
yapıyordu. Gerçekten de, bugünün nesilleri kimi zaman öne sürülenler karşısında
hem ikilem, hem şaşkınlık, hem ürperti duymakta. Toplumsal tarihimizin çok önemli
bir döneminin bu denli göreceli yorumlar ve anlatımlarla irdelenmesi, ortaya gittikçe
karmaşıklaşan son derece gizemli bir efsaneler yumağı çıkarıyor. Bu yumağın doğru-dürüst
ve gerçekçilikle çözümlenmesi gerek. Ve bu misyonun yerine getirilmesinde çok geç
kalınmıştır… Gerçek TMT’ciler, konuyu bilmeyenlerce bu denli suçlanmakta olan sevgili
TMT’lerinin aklanması konusunda da sorumluluk taşımaktadırlar…
TMT, Kıbrıs tarihinin en çetin günlerinde toplumun sadece iç ve dış
güvenliğinden değil, yönetilmesinden de sorumlu olmuş toplumsal bir örgüttü. Evet;
altını çizerek tekrarlıyorum: TOPLUMAL ÖRGÜT!... Örgütlenmeyi o çapta başarabilmiş
başka bir kurumlaşmaya şimdiye dek toplumumuzda tanık olunmadı. Özellikle bu örgütün
yeryüzüne çıkıp iyice deşifre olduğu 1964'ten sonra, günlük yaşamın çeşitli alanlarında
şu veya bu şekilde TMT etkinliklerine katkı koymayan hiçbir Türk ailesi kalmamıştı.
Çünkü tüm toplumsal faaliyet TMT dalları tarafından yürütülüyordu.
Bir ENOSİS ve soykırım projesi olan AKRİTAS PLANI'nın uygulamaya konulmasıyla,
ortağı olduğumuz devletten kan deryası içinde kovulmuş, kuşatılmış dar bölgelerdeki
getto yaşamımızda devletsiz kalmıştık. Devletsizlikten kaynaklanan idari boşluklar
TMT tarafından dolduruluyordu. Bilinen demokrasi kavramlarının duvara çarptığı o
günlerde TMT kendi kurallarıyla toplumu savunma, yönetme ve esenlendirme misyonunu
yüklenmişti...
Bu dönem yaklaşık 10 yıl sürer. Toplumsal yaşamın ahkamları içinde
çeşitli olumsuzlukların ve üzücü olayların yaşanması da kaçınılmazdı. Bunların hepsinin
o zor dönemin sorumlu otoritesi olan TMT'ye fatura edilmesi şaşılacak bir durum
değildir. Ama kurum aleyhine genellemeler mi yapmak daha doğrudur, yoksa o kurumda
sorumluluk alan kimi kişilerin hatalarına, istismarcılıklarına ve sorumsuzluklarına
yönelmek mi?
Kendisine emanet edilen yönetsel yetkileri keyfine ve çıkarlarına göre kullananlara
her zaman, her ortamda rastlanmaktadır. Bugün de yok mu öyleleri?.. İster savaş
zamanlarında ve otoriter idarelerde, isterse barış zamanlarında demokratik kurumlarda
bu tip istismarcılar her zaman olagelmiştir. Beşeriyetin kronikleşen kimi
zaaflarını gemleyebilmek hiçbir ortamda mümkün değildir. Bu kural, TMT günleri için
de geçerlidir.
Ama yine de, adanın her yanına yayılarak gönüllülük ve istenç bağlamında toplumu
kucaklamış ve giderek toplumla bütünleşmiş olan TMT, sevapların yanında günahların
da sergilendiği kritik bir dönemde, tarihin yüklediği sorumluluğu yerine getirdi.
O sorumluluk planlı ve programlı biçimde ve soykırım eğilimlerini içeren uygulamalarla
kurucu ortağı olduğu devletten dışlanan Türk halkını her şeye karşın ayakları üstünde
tutabilmek ve esenliğe çıkarabilmek bağlamındaydı.
Bunu başaranlar, bugünkü nesillere bir avuç astığı astık, kestiği kestik
silahlı kabadayılar biçiminde sunulmak istenen ürkütücü hayaletler değildi. Ya kimlerdi?
TMT'nin genişletilen çatısı altında özveriyle örgütlenip yıllar boyu göze göz, dişe
diş kararlılığıyla mücadele veren tüm Türk halkıydı. Ve lütfen dikkat buyrulsun
ki, mücadele enstrümanları sadece ateşli silahlar değildi. Uygarca yaşayabilmenin
ve var olabilmenin her gereciydi... O enstrümanlar, bir bakıma yazarımızın ve şairimizin
kalemiydi; ressamımızın fırçası ve tuvali; öğretmenimizin bilgi ve bilinç birikimi;
çiftçimizin sabanı; kadınımızın dikiş makinesi, kabı-kacağı; esnafımızın ve zanaatkârımızın
ilkel aletleri; doktorumuzun neşteri; avukatımızın hukuk bilgisi, aydınımızın çağdaş
dünya görüşü...
İşte TMT'nin damgasını taşıyan o toplumsal direniş ve var olma destanı,
bugünkü coğrafi bölgeli ve demokratik düzenli konumumuzun ve bundan sonraki gidişatımızın
hazırlayıcısıdır. O dönemlerin sınavlarını birliktelik içinde vermeseydik, bugünlere
ulaşamazdık. Gerçekçi olalım ve tarihinden utanan nesiller yetiştirmeyelim. Aksi
takdirde, haksız yere utanç virüsünü bulaştıracağımız nesiller, kendinden önceki
tarihe hep kuşkuyla bakacaklar ve doğru kararları vermekte zorlanacaklardır.
Özetle şunların bilinmesi gerekir ki, TMT, 1955’te Yunanistan’dan
alınan destekle EOKA’nın devreye girmesinden 3 yıl sonra faaliyete geçer.
1922 Lozan Antlaşması’na dek Türkiye’ye ait olan Kıbrıs’ta Türkler artık çok sıcak
bir ortamda, kendilerini savunmak zorundadırlar. Ankara’ya Kıbrıs sorununu “ulusal
dava” olarak benimsetme mücadelesi olumlu sonucunu verince, TMT etkinliğini adanın
en ücra köşelerine dek yaymayı başarır. Bu özelliğiyle gönüllü bir halk hareketi
olduğunu kanıtlayan TMT’nin üyeleri Kıbrıslı Türkler, komutanları ise Özel Harp
Dairesi’nin seçtiği subaylardır. TMT sıradan bir örgüt olarak algılanamaz. Günü
geldiğinde yönetsel kurumlar, demokrasi ve siyaset bu örgütün içinde şekillenmeye
başlar. TMT, yıllarca süren özverili ve çetin direnişini başarıya ulaştırdıktan
sonra, devletin kurulması sorumluluğundan da kaçınmaz. 1974’ün sonlarında yetkilerini
tümden sivil otoriteye devredip tarih sahnesinden çekilir…
|