|
440 YILDIR BURADAYIZ…
“Çifte Bayram”
dedikleri işte tam da bu olsa gerek… Bugün Şeker bayramı’yla birlikte Kıbrıs’taki
Türk varlığının başlangıcının yıldönümünü de kutluyoruz…
Tam 440 yıldır Kıbrıs’ta Şeker bayramı kutlanıyor… Çifte bayramımız kutlu
oldun…
9 Eylül 1570, Kıbrıs'ta
Türk varlığının başladığı, diğer bir söylemle toplumsal temellerimizin atıldığı
gündür. Kıbrıs'ın Türkler tarafından fethine girişilirken, hiç direnmeden
teslim olan Girne'den sonra; 50 gün süren çetin bir kuşatmanın ve savaşın ardından
ilk ele geçirilen yer, başkent Lefkoşa idi. Fethin hemen arkasından da Anadolu'dan
getirtilen aşiretler ve aileler bilinen 4 bin yıllık tarihi olan bu eski ve ünlü
kente yerleştirilir. Kıbrıs'ta 440 yıldır süregelen Türk toplumsal varlığının kökleri,
yani atalarımız, işte o Lefkoşa'ya ilk yerleştirilen bu Anadolu göçmenleridir…
Bazı tarihçilere göre fetihten çok önce Anadolu’dan Kıbrıs’a gelen
Türkler de vardır… Ama bunların sayısı ada nüfusunda bir azınlık bile oluşturamayacak
düzeydeydi…
Geçmişte yoğun ve anlamlı
etkinliklerle kutladığımız bu yıldönümü, artık neredeyse toplumumuza unutturulmak
istenmekte. Sıradan ve sade bir törenle geçiştirilmekte 9 Eylül... Üzülmemek elde
değil.
Bir yandan da düşünmeden edemiyorum: Hayalhanelerinde nice destanlar ve efsaneler;
çamurdan kahramanlar ve ikonlar yaratmakta becerikli olan Rum komşularımızın böyle
bir günü olsaydı neler yapmazlardı, neler!....
Tantanaları, propagandaları
ve törenleriyle sadece Kıbrıs'ı değil, dünyayı sarsarlardı! Orası kesin...
Biz ise edilgenliğimizi, tevazuumuzu ve hatta heyecansızlığımızı Kıbrıs'taki Türk
varlığının ve kimliğinin başlangıcı olan; Kıbrıs'a Türklüğün silinmez mührünü vuran
böylesine önemli bir yıldönümünde bile sürdürüyoruz.
Yeri gelmişken vurgulamakta yarar vardır... Kıbrıs adası yüzyıllar
boyunca Türk etkisinde ve egemenliğinde kalmıştır ama, tarihin hiçbir döneminde
Elen ya da Yunan olmamıştır. Kıbrıs'ta "Hellenik Çağ" dedikleri tarih kesiti, adamızda eski Yunan'ın egemen olduğu
dönem anlamına gelmez... Söz konusu olan sadece çağın adıdır ve o çağın
ada ve bölge üzerindeki kültürel etkileridir.
Nitekim egemenlik olarak
değil ama, kültür olarak Taş ve Bronz çağları da geçmedi mi Kıbrıs'tan?
Milattan sonra 395 yılında başlayıp 806'ya kadar süren Bizans döneminin
Hellenik bir dönem olarak sunulması da tarihin çarpıtılmasından başka bir şey değildir
aslında. Çünkü 395'te adaya egemen olanlar eski Yunanlılar değil, Romalılardır.
Yani Doğu Roma İmparatorluğu’nun uzantıları... Roma İmparatorluğu’nun “Batı” ve
“Doğu” olmak üzere ikiye ayrılmasından sonra Kıbrıs adası Doğu Roma İmparatorluğu’nun
sınırları içinde kalır… Peki de, "Bizans" deyimi nereden kaynaklanmaktadır?..
İmparator Birinci Konstantin,
Doğu Roma İmparatorluğu'nun merkezi olarak bugünün İstanbul'unun eski surlar içi
olan BYZANTIUM kentini seçer. Bu stratejik kentin egemenleri ve sakinleri, zaman
içinde tüm Doğu Roma İmparatorluğu insanlarına da BİZANSLILAR kimliğinin kazandırılmasını
tetikleyeceklerdir.
Kıbrıs'ta bir dönem egemen olanlar, işte o Bizanslılardır. Bizans döneminde
Kıbrıs'ta ayrı bir yönetim kurulmasına bile gerek görülmemişti… Kıbrıs adası, Suriye,
Fenike, Filistin ve Kilikya'nın da bağlı bulunduğu bir vilayet içinde Antalya'dan
yönetiliyordu.
Salamis ise, Antalya'dan
gönderilen Doğu Romalı yöneticiler tarafından kurulmuş ve adanın başkenti olarak
geliştirilmişti. İmparatorluk, bölgesel kültürün de etkisiyle resmi dil olarak Yunancayı,
dinsel eğitim olarak da Ortodoksluğu yeğleyince, Elenler, bölgesel imaja damgalarını
vurma şansını ellerine geçirmiş oldular. ..
Yerimin darlığından
dolayı ayrıntılarına giremeyeceğim tüm bu tarihi gerçekler ışığında, Kıbrıslı Rumların
köklerinin tarih bilinciyle araştırılması oldukça ilginç sonuçlar verecektir...
Ama kuşkusuz ki önemli
olan, onların aidiyet olarak kendilerini Yunan soyundan görmeleridir…
Duyarlı Lefkoşalı Türklerin bu gün, bu sıcak 9 Eylül gününde tarihle
yüzleşebilmek için kendilerine zaman ayırmalarını dilerim. 440 yıl önce, Doğu Akdeniz
tarihinin en kanlı ve en acımasız savaşlarından birine sahne olan çilekeş ve hatta
antik kentlerinin surlar içini adım adım dolaşsınlar bugün... Güney ve Kuzey
ayırımı yapmadan dolaşsınlar hem de… Zaman tünelinden geçip başkentin o müthiş
günlerine gitsinler.
Fethin ana baba gününde bir zaman yolcusu olarak kılıç şakırtılarının,
top seslerinin ve insan feryatlarının ortasında yürüsünler. Adım attıkları her köşede,
şimdi sakin ve ıssız duran surlarda kaç insanın can verdiğini düşünsünler.
Ve kolay bir başlangıç
olmadığının da bilinciyle "İşte tarihimin başladığı gün" diyerek, fethin tüm şehitlerine
saygı duruşunda bulunsunlar. Minnet ve şükranlarını sunsunlar…
Ben öyle yapacağım bugün
yine, her 9 Eylül’de yaptığım gibi: Ver
elini Lefkoşa’m…
|