Yayın: 29.08.2010 – 13:45

                         

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI, KIBRISLI TÜRKLERİN DE BİLFİİL VE MADDİ KATKILARIYLA KATILDIĞI KURTULUŞ SAVAŞININ DÖNÜM NOKTASIDIR.

                                 

16-17. Yüzyıllarda, büyük imparatorlukların dünyadaki hakimiyetinin şekillendirdiği koşullarda, Anadolu’nun çeşitli yerlerinden Kıbrıs’a gelip veya getirilip, yaşamını ve nesillerini, Kıbrıs’ta sürdürmeye başlayan Kıbrıslı Türklerin buradaki yaşam mücadelesi hep Anadolu ile çok yakın etkileşim içerisinde sürdü.

Gerileme döneminde zayıflayan ve Birinci Dünya savaşından yenik çıkan Osmanlı İmparatorluğu, Anadolu’nun yabancı devletler tarafından paylaşılarak işgal edilmesine yol açarken, Kıbrıs’ı da İngiliz sömürge idaresine terketmişti. Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs’taki varlığını sürdürmeleri, Anadolu’nun Kurtuluş Savaşı ile Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasını başarmasıyla yakından ilişkiliydi. Bu nedenle Mustafa Kemal Atatürk’ün başlattığı kurtuluş savaşına, bilfiil ve maddi katkılarıyla Kıbrıslı Türkler de katılmıştı.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu sağlayan bu mücadelenin başarılmasının dönüm noktası olan 30 Ağustos 1922’deki askeri zaferin bu nedenle Kıbrıslı Türkler açısından büyük bir anlamı ve önemi vardır.

Bu önemli güne Kıbrıslı Türklerin atfettiği önemi yansıtmak üzere, iki değerli yazarımızın günle ilgili makalelerini aşağıda yayınlıyor ve tüm halkımızın 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutluyorum.

                         

Çetin UĞURAL

                                                                                                          KHK Başkanı.






BUGÜN HEPİMİZİN MORAL
GÜNÜ…
Ahmet Tolgay
ahmettolgay@kibrisgazetesi.com
 
OTUZ AĞUSTOS

Nazım Beratlı

Nice Çözümsüzlüğün girdaplarında kulaç atan bir toplum durumuna geldik… O girdaplarda boğulma kaygısı hepimize egemen... İç sorunlarımız, dış sorunlarımız, patlamaya hazır potansiyel  sorunlarımız yığınla!...

Ama bugün işte öyle bir gün ki, var olmaya azmetmiş bir toplumun  karamsarlığa kapılmasının gereksizliğini bize iliklerimize dek  duyumsatmakta... Bugün 30 Ağustos… Mucizeyle eş anlamlı Türk kurtuluş savaşının zaferle sonuçlandırıldığı günün yıldönümü bugün… İnsanlık tarihinde, insan eliyle yaratılmış mucizelerin en anlamlılarından biri…

30 Ağustos bir moral, inanç ve güven günüdür. Mustafa Kemal önderliğindeki Kuvay-ı Milliyecilerin 30 Ağustos'ta görkemli bir zaferle buluşan kurtuluş mücadelesi, inanılmaz boyutlardaki zorluklar, yokluklar ve olanaksızlıklar içinde gerçekleştirildi...

Nice tutsak, mazlum ve mağdur topluma ilham veren ve tüm sömürülenlere kurtuluş yolunu gösteren o mucizevi zafer, aradan 88 yıl geçse de, motive edici özelliğini korumaktadır.

Anadolu halkının bağrından çıkan ihtilal ordusunun zaferi hem yurdu işgal edenlere, hem de bu işgalcilerle işbirliği yapan iç düşmanlara karşı kazanılmıştı. O öyle bir zaferdi ki, evrensel tarihin akışını da değiştirdi.

                  *        *        *

Emperyalist güçlerin kışkırtıp MEGALİ İDEA ütopyasıyla beslediği ırkçı, ve yayılmacı Yunan politikacıları, 30 Ağustos 1922'de maşa haline getirdiklerini anladıklarında zaman onlar için artık çok geçti... Anadolu'nun içlerine pür silah saldıkları on binlerce gencecik Yunan askerini mahvetmekle kalmadılar. Kendilerinin sonunu da hazırladılar. Savaştan sonra bunlardan kimisi kurulan darağaçlarında, kimisi de tarihin sefil çöplüklerinde yanılgılarının bedelini ödediler…

Anadolu toprakları üzerindeki emellerini gerçekleştirebilmek için Yunan politikacılarını maşa olarak kullanan emperyalist güçlerin düşleri de tuzla buz olmuştu. Anadolu ihtilâli emperyalist saldırıyı püskürtmüştü… O güne dek yükselişte olan sömürgeci ve istilacı emperyalizm ilk kez yenilgiye uğratılıyordu.

30 Ağustos 1922'de emperyalizmin de gerileme dönemi tetiklenir... Emperyalizm, bağımsızlık hareketlerinin gelişmeye başlamasıyla, her yandan öldürücü darbeler almaya başlar… Sömürgeciliğin ve empeyal rüyaların sonu gelir…

                      *        *       *

Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları, 3 yıl boyunca kan ve ateş deryası içinde sürdürülen Kurtuluş Savaşı'nı kazanamasaydılar ne olacaktı? Kandırılmış Yunan politikacılarının başına gelenlerin bin beteri onların başına gelecekti!...

Zaten Kemal Paşa ve arkadaşları, işbirlikçi padişahın idam fermanını boyunlarında taşıyorlardı. O fermanların altındaki imza, bugün bazı çevrelerce tarihi gerçekleri çarpıtmak pahasına aklanmasına çalışılan Sultan Vahdettin'den başkasına ait değildi...

30 Ağustos zaferi, en korkunç riskleri vatan uğruna göze alabilme cesaretinin ödülüdür…

Eğer zafer kazanılmasaydı vatansız ve devletsiz kalan Türk ulusunun da sonu gelirdi. Birinci Dünya Savaşı yenilgisinden sonra dayatılan Sevr Antlaşması, Türk ulusunu devletiyle birlikte dağıtıp yok etme ve Anadolu'yu paylaşma planıydı… Selçuklulardan bu yana Türk ırkının Orta Asya'dan Batı'ya doğru istikrarlı yayılışı, ters bir selle yıkılıp gidecek ve Türk vatanı, Türk devleti yok edilecekti…

Mustafa Kemal, görkemli zaferini Cumhuriyet’le  ve devrimlerle taçlandırdı..  Eşsiz eserleriyle birlikte insanlığın ilham ve motivasyon kaynağına dönüşen Mustafa Kemal Atatürk, her kurtuluşun ve her devrimin inançlı ve kararlı bir mücadeleyi gerektirdiğini hepimize, her an anımsatan bir deha… O dehanın rehberliğini kabullendiğimiz sürece karamsarlığa kapılmamıza gerek olmadığını düşünüyorum… Kararlı, haklı  ve bilinçli bir mücadele varsa, bunun sonunda hiç kuşkusuz zafer de vardır…

 

Yalnız bizde değil, hiçbir yerde de resmi tarihin, geçmişte olanları tastamam doğru anlattığı söylenemez. Bizde hayda hayda böyledir.  Anadolu Savaşı her gün terennüm edilir ama olup bitenleri doğru bilenlerimiz, nerede ise tarihi meslek olarak seçenlerden ibarettir. Örneğin Doğu Cephesi!’nde olup bitenler, hep flûdur, insanların zihninde… Güney Cephesi de öyle… Antep, Maraş, Urfa ile geçiştirilir. Özellikle Kurtuluş Savaşı’nın başları da öyledir. Ta İnönü Savaşları’na kadar. Ondan sonra, Kütahya Eskişehir Savaşları genellikle sessiz geçiştirilip, Sakarya’ya atlanılır. Neden?

Ya muharebe kaybedilmiştir söylenilsin istenilmez, veya bugün savunulan politik tez ile olaylar uyuşmaz, duyulsun istenilmez. Örneğin, İzmir’in işgali ile başlayan olaylar, nasıl oldu da ta Sakarya önlerine kadar geldi? Neden geldi? Gölgededir… Çünkü, İstanbul Meclis’i Mebusan’ı İngilizlerce basılıp dağıtıldıktan ve mebusların bir kısmı Malta’ya sürülüp, geriye kalanlar da Ankara’ya kaçtıktan sonra, Ali Fuat Paşa kuvvetleri Geyve Boğazı’nı tutmuş, Kuvayi Milliye ile İstanbul Boğazı arasında, başka bir güç kalmamıştı. Çetelerin, Beykoz’u basıp, Boğaz’daki İşgal Kuvvetleri Karargâhı karşısında, havaya silah sıkacak hale geldikleri, bilinen bir şeydi. Yıl, 1921dir henüz. İngilizler, kendi kamuoylarının baskısı ile askerlerini terhis ettiklerinden, ellerindeki kuvvet, Mustafa Kemal Paşa’ya bağlı kuvvetlerin, İstanbul’a girmesine engel olacak güçte değildir. Kemal Paşa ile boğaz arasına bir başka kuvvet sokabilmek için, ellerinde kullanabilecekleri bir tek güç vardır Anadolu’da: Yunan İşgal birlikleri… Loyd George, bu koşullarda Gunaris’e “Yürü ya kulum, boğazın kontrolü bende olsun da varsın Anadolu’yu da sen al” demiştir. Aslında kendi çıkarına bakıyor, altında kalanın boynu kopsun… Umurunda değil… Yunan birlikleri yürüdü… İnönü’lere bakmayın! Birkaç ay içinde Afyon, Kütahya, Eskişehir, Bursa, İzmit ellerine geçti. Türk kuvvetlerinin, boğazla ilişkisi kesildi.

Bu olanlardan bir yıl önce, Mustafa Kemal henüz  ülkedeki dengeleri tartarken meydana gelen bir olay, paşanın ufkunu anlatmak bakımından önemlidir. Mete Tunçay ve Eric von Zürcher’in bir çalışmalarından öğrendiğimize göre, (Milliyetler ve Sınırlar, İletişim yay.) Osmanlı döneminden beri, devam eden kilise içindeki tutucu ve milliyetçi kanatların ayırımı, o günlerde bile devam ediyordu. Milliyetçi kanadın temsilcisi Trabzon metropoliti, bağımsız, Helen karakterli bir Pontus Devleti için çalışırken, eski tutucu kanadın temsilcisi Giresun metropoliti, Osmanlı içinde kalmaktan yanaydı. Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’daki temsilcisi ile görüşen metropolit, paşaya bir tür federasyon önerir. Yerel özerklik, yerel polis v.s. Paşa bu önerilerin tümünü kabul ederek, Karadeniz’de bir Türk/Rum federasyonunu kabul eder. Zavallı metropolit, bir şey başardığını zannederek, Atina’ya Venizelos’a haber uçurur, “ Ankara bu şartları kabul ediyor, gelin anlaşalım!” Venizelos ne cevap verir bilir misiniz? “ Ben bir seneye kadar, Erzurumu da alacam! Sen kimsin be adam da onunla bununla görüşme yapan? Haddini bil…” kaynak yukarıda yazılı!

Yâni İngiliz kendi oyununu oynuyordu ama Yunan da pürü pâk değildi… Savaş karşıtı Gunaris bile bu çarkın içinden böyle çıkamadı… Polatlı önüne böyle gelindi… O sille böyle yenildi…

Kendisine başka hiçbir olanak tanınmayan bir askeri deha, 30 Ağustos gününe bunlardan dolayı, zorla geldi. O zafer akşamında savaş meydanını gezerken, “düşman” ölülerine bakıp, “Zavallı yavrucaklar, sizi analarınızın kollarından koparıp, bu kadar uzaklara kimler getirdi?” dediği söylenir. Naturasına da uygundur bu sözler! “Savaş, bağımsızlık için olmadıkça, cinayettir!” sözleri de ona aittir…

Balkan romantizmi, yalnız küçücük Yunanistan’ı mahvetmekle kalmadı, Anadolu ve Pontus Rumluğu’nu da yok etti… Yazık etti…