|
Nice Çözümsüzlüğün girdaplarında kulaç atan bir toplum
durumuna geldik… O girdaplarda boğulma kaygısı hepimize egemen... İç sorunlarımız,
dış sorunlarımız, patlamaya hazır potansiyel sorunlarımız yığınla!...
Ama bugün işte öyle bir gün ki, var olmaya azmetmiş bir
toplumun karamsarlığa kapılmasının gereksizliğini bize iliklerimize
dek duyumsatmakta...
Bugün 30 Ağustos… Mucizeyle eş anlamlı Türk kurtuluş savaşının zaferle sonuçlandırıldığı
günün yıldönümü bugün… İnsanlık tarihinde, insan eliyle yaratılmış mucizelerin en
anlamlılarından biri…
30 Ağustos bir moral, inanç ve güven günüdür. Mustafa Kemal
önderliğindeki Kuvay-ı Milliyecilerin 30 Ağustos'ta görkemli bir zaferle buluşan
kurtuluş mücadelesi, inanılmaz boyutlardaki zorluklar, yokluklar ve olanaksızlıklar
içinde gerçekleştirildi...
Nice tutsak, mazlum ve mağdur topluma ilham veren ve tüm
sömürülenlere kurtuluş yolunu gösteren o mucizevi zafer, aradan 88 yıl geçse de,
motive edici özelliğini korumaktadır.
Anadolu halkının bağrından çıkan ihtilal ordusunun zaferi
hem yurdu işgal edenlere, hem de bu işgalcilerle işbirliği yapan iç düşmanlara karşı
kazanılmıştı. O öyle bir zaferdi ki, evrensel tarihin akışını da değiştirdi.
*
*
*
Emperyalist güçlerin kışkırtıp MEGALİ İDEA ütopyasıyla
beslediği ırkçı, ve yayılmacı Yunan politikacıları, 30 Ağustos 1922'de maşa haline
getirdiklerini anladıklarında zaman onlar için artık çok geçti... Anadolu'nun içlerine
pür silah saldıkları on binlerce gencecik Yunan askerini mahvetmekle kalmadılar.
Kendilerinin sonunu da hazırladılar. Savaştan sonra bunlardan kimisi kurulan darağaçlarında,
kimisi de tarihin sefil çöplüklerinde yanılgılarının bedelini ödediler…
Anadolu toprakları üzerindeki emellerini gerçekleştirebilmek
için Yunan politikacılarını maşa olarak kullanan emperyalist güçlerin düşleri de
tuzla buz olmuştu. Anadolu ihtilâli emperyalist saldırıyı püskürtmüştü… O güne dek
yükselişte olan sömürgeci ve istilacı emperyalizm ilk kez yenilgiye uğratılıyordu.
30 Ağustos 1922'de emperyalizmin de gerileme dönemi tetiklenir...
Emperyalizm, bağımsızlık hareketlerinin gelişmeye başlamasıyla, her yandan öldürücü
darbeler almaya başlar… Sömürgeciliğin ve empeyal rüyaların sonu gelir…
*
*
*
Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları, 3 yıl boyunca kan ve
ateş deryası içinde sürdürülen Kurtuluş Savaşı'nı kazanamasaydılar ne olacaktı?
Kandırılmış Yunan politikacılarının başına gelenlerin bin beteri onların başına
gelecekti!...
Zaten Kemal Paşa ve arkadaşları, işbirlikçi padişahın idam
fermanını boyunlarında taşıyorlardı. O fermanların altındaki imza, bugün bazı çevrelerce
tarihi gerçekleri çarpıtmak pahasına aklanmasına çalışılan Sultan Vahdettin'den
başkasına ait değildi...
30 Ağustos zaferi, en korkunç riskleri vatan uğruna göze
alabilme cesaretinin ödülüdür…
Eğer zafer kazanılmasaydı vatansız ve devletsiz kalan Türk
ulusunun da sonu gelirdi. Birinci Dünya Savaşı yenilgisinden sonra dayatılan Sevr
Antlaşması, Türk ulusunu devletiyle birlikte dağıtıp yok etme ve Anadolu'yu paylaşma
planıydı… Selçuklulardan bu yana Türk ırkının Orta Asya'dan Batı'ya doğru istikrarlı
yayılışı, ters bir selle yıkılıp gidecek ve Türk vatanı, Türk devleti yok edilecekti…
Mustafa Kemal, görkemli zaferini Cumhuriyet’le
ve
devrimlerle taçlandırdı.. Eşsiz eserleriyle birlikte insanlığın ilham ve motivasyon
kaynağına dönüşen Mustafa Kemal Atatürk, her kurtuluşun ve her devrimin inançlı
ve kararlı bir mücadeleyi gerektirdiğini hepimize, her an anımsatan bir deha… O
dehanın rehberliğini kabullendiğimiz sürece karamsarlığa kapılmamıza gerek olmadığını
düşünüyorum… Kararlı, haklı
ve bilinçli bir mücadele varsa, bunun sonunda hiç
kuşkusuz zafer de vardır…
|
|
Yalnız bizde değil,
hiçbir yerde de resmi tarihin, geçmişte olanları tastamam doğru anlattığı söylenemez.
Bizde hayda hayda böyledir. Anadolu
Savaşı her gün terennüm edilir ama olup bitenleri doğru bilenlerimiz, nerede ise
tarihi meslek olarak seçenlerden ibarettir. Örneğin Doğu Cephesi!’nde olup bitenler,
hep flûdur, insanların zihninde… Güney Cephesi de öyle… Antep, Maraş, Urfa ile geçiştirilir.
Özellikle Kurtuluş Savaşı’nın başları da öyledir. Ta İnönü Savaşları’na kadar. Ondan
sonra, Kütahya Eskişehir Savaşları genellikle sessiz geçiştirilip, Sakarya’ya atlanılır.
Neden?
Ya muharebe kaybedilmiştir
söylenilsin istenilmez, veya bugün savunulan politik tez ile olaylar uyuşmaz, duyulsun
istenilmez. Örneğin, İzmir’in işgali ile başlayan olaylar, nasıl oldu da ta Sakarya
önlerine kadar geldi? Neden geldi? Gölgededir… Çünkü, İstanbul Meclis’i Mebusan’ı
İngilizlerce basılıp dağıtıldıktan ve mebusların bir kısmı Malta’ya sürülüp, geriye
kalanlar da Ankara’ya kaçtıktan sonra, Ali Fuat Paşa kuvvetleri Geyve Boğazı’nı
tutmuş, Kuvayi Milliye ile İstanbul Boğazı arasında, başka bir güç kalmamıştı. Çetelerin,
Beykoz’u basıp, Boğaz’daki İşgal Kuvvetleri Karargâhı karşısında, havaya silah sıkacak
hale geldikleri, bilinen bir şeydi. Yıl, 1921dir henüz. İngilizler, kendi kamuoylarının
baskısı ile askerlerini terhis ettiklerinden, ellerindeki kuvvet, Mustafa Kemal
Paşa’ya bağlı kuvvetlerin, İstanbul’a girmesine engel olacak güçte değildir. Kemal
Paşa ile boğaz arasına bir başka kuvvet sokabilmek için, ellerinde kullanabilecekleri
bir tek güç vardır Anadolu’da: Yunan İşgal birlikleri… Loyd George, bu koşullarda
Gunaris’e “Yürü ya kulum, boğazın kontrolü bende olsun da varsın Anadolu’yu da sen
al” demiştir. Aslında kendi çıkarına bakıyor, altında kalanın boynu kopsun… Umurunda
değil… Yunan birlikleri yürüdü… İnönü’lere bakmayın! Birkaç ay içinde Afyon, Kütahya,
Eskişehir, Bursa, İzmit ellerine geçti. Türk kuvvetlerinin, boğazla ilişkisi kesildi.
Bu olanlardan bir
yıl önce, Mustafa Kemal henüz ülkedeki
dengeleri tartarken meydana gelen bir olay, paşanın ufkunu anlatmak bakımından önemlidir.
Mete Tunçay ve Eric von Zürcher’in bir çalışmalarından öğrendiğimize göre, (Milliyetler
ve Sınırlar, İletişim yay.) Osmanlı döneminden beri, devam eden kilise içindeki
tutucu ve milliyetçi kanatların ayırımı, o günlerde bile devam ediyordu. Milliyetçi
kanadın temsilcisi Trabzon metropoliti, bağımsız, Helen karakterli bir Pontus Devleti
için çalışırken, eski tutucu kanadın temsilcisi Giresun metropoliti, Osmanlı içinde
kalmaktan yanaydı. Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’daki temsilcisi ile görüşen metropolit,
paşaya bir tür federasyon önerir. Yerel özerklik, yerel polis v.s. Paşa bu önerilerin
tümünü kabul ederek, Karadeniz’de bir Türk/Rum federasyonunu kabul eder. Zavallı
metropolit, bir şey başardığını zannederek, Atina’ya Venizelos’a haber uçurur, “
Ankara bu şartları kabul ediyor, gelin anlaşalım!” Venizelos ne cevap verir bilir
misiniz? “ Ben bir seneye kadar, Erzurumu da alacam! Sen kimsin be adam da onunla
bununla görüşme yapan? Haddini bil…” kaynak yukarıda yazılı!
Yâni İngiliz kendi
oyununu oynuyordu ama Yunan da pürü pâk değildi… Savaş karşıtı Gunaris bile bu çarkın
içinden böyle çıkamadı… Polatlı önüne böyle gelindi… O sille böyle yenildi…
Kendisine başka
hiçbir olanak tanınmayan bir askeri deha, 30 Ağustos gününe bunlardan dolayı, zorla
geldi. O zafer akşamında savaş meydanını gezerken, “düşman” ölülerine bakıp, “Zavallı
yavrucaklar, sizi analarınızın kollarından koparıp, bu kadar uzaklara kimler getirdi?”
dediği söylenir. Naturasına da uygundur bu sözler! “Savaş, bağımsızlık için olmadıkça,
cinayettir!” sözleri de ona aittir…
Balkan romantizmi,
yalnız küçücük Yunanistan’ı mahvetmekle kalmadı, Anadolu ve Pontus Rumluğu’nu da
yok etti… Yazık etti…
|